Ebru Tarım, 7 Mayıs 2017, Kadrolu Okuyucu, Kombineli İzleyici

Çok taze bir tiyatro topluluğundan bir ilk oyun izledim bu akşam. Krops Tiyatro yaklaşık 2 ay önce kurulmuş, ilk oyunları Hiç Kimsenin Öyküsü de 3 Mayısta sahne demiş. Ben de oyunun 2. gösterisini izleme şansını yakaladım. İzlerken Krops Tiyatronun yeni kurulan bir tiyatro olduğunu ve çok taze bir işi seyrettiğimi bilmiyordum. Öğrenince de çok şaşırdım çünkü Hiç Kimsenin Öyküsü bence gayet oturmuş bir oyundu. Moda Tiyatrosunun Stüdyo sahnesinde seyrettiğim oyun gerçekten çok etkileyiciydi.

Gecenin bir yarısında birbirini tanımayan iki insan aynı yataklı tren kompartımanını paylaşmaktadır. Trende başka boş yer olmadığı için  birinci adam ikinci adamın kompartımanını paylaşmasına izin vermiştir. Kompartımandakiler karşılıklı nezaket cümlelerinden sonra birbirlerine biraz daha özel sorular sormaya başlarlar. Adamlardan bir tanesi pasta ustasıdır, hem de dededen pastacıdırlar. Diğeri de müzisyendir. Sohbet ilerledikçe ortaya ilginç tesadüfler çıkmaya başlar. Önce aynı yerde -Merevne’de- oturduklarını, hatta komşu olduklarını öğrenirler sonra da aynı savaşın parçası olduklarını. Ama farklı cephelerde, farklı renkler için savaşmışlardır. 
 Trene binmeden bir gün önce iki grup arasında barış imzalanmış ve savaş sona ermiştir. Cepheyi terk eden askerler deli gibi özledikleri eski hayatlarına kavuşmaya, yeniden insan gibi  yaşamaya can atmaktadırlar ama iki eski düşman bu küçücük vagonda sıkışıp kalırlar. O kısacık barış süresince geride bıraktıklarını zannettikleri, savaşa dair unutmaya çalıştıkları ne varsa ortaya çıkıverir. 

Belki de bir tek gün tüm düşmanlıkların unutulması, yaşanan travmaların atlatılması ve artık barışın geldiğine inanılması için yeterli değildir. Memleketlerine, sevdiklerine, eski hayatlarına doğru gittikleri bu trende sanki sadece onlara ait beklenmedik bir cephe açılmıştır. Sanki geride bıraktıkları savaşın tüm yükü ikisinin omuzlarındadır. Sanki savaşın birikmiş tüm hesabını ikisi kesecektir. Yani savaş tüm acımasızlığıyla barışın ertesi gününde de devam etmektedir. Sonrası gece karanlığında yol alan o kompartımanda.
Oyunun dekor ve kostüm tasarımı çok gerçekçiydi. Erdi Mamikoğlu’nun yazdığı oyunun yönetmenliğini Dilek Güven yapmış  ve bence oyun çok başarılı bir şekilde sahneye konulmuş. Oyuncular da çok başarılıydılar. Stüdyo sahnede en önden seyrettiğim oyunu çok yakından, çok inanarak ve çok etkilenerek izledim. Krops tiyatro, takipteyim. Aramıza hoş geldiniz, iyi ki geldiniz. Bu çiçeği burnunda oyunu seyretmenizi şiddetle tavsiye ederim.

Belki oyunla ilgili yapabileceğim naçizane  eleştiri şu olabilir. Oyun bir tren kompartımanında geçtiği için fonda rahatsız etmeyen bir tren yolculuğu sesi olabilirdi. Bir de dekor sahneye sahnenin genişliği kullanılacak şekilde yerleştirilmişti ki bu da oyunculara  normal bir kompartımanın neredeyse 3 – 4 katı  kullanım alanı sağlıyordu. Daha dar bir kullanım alanı belki daha gerilimli bir etki yaratabilirdi.

Sizlere Not: Sahnelerde neler olduğunu facebook’da entelektüelbaykuşlar isimli sayfamdaki paylaşımlarımdam takip edebilirsiniz.
Instagramda ebru_tarm adresindeyim.

Kendime Not: Bizim takım ben ve füsun

Kendime Resim: Biletlerim

Krops
eng.dna@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir